ihtiyarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ihtiyarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Gencin Genç ile bir Hasbihali

özgürlük

“Aksaçlılar! Gençlerin size ihtiyacı var” başlıklı yazımızda gençlerin içinde bulunduğu durum ve aksaçlılarımızın gençlerle olması gereken münasebetinden bahsetmiştik.
O yazı, Risale-i Nur dairesi içerisinde, yaşları ilerlemiş ve yaşadıkları yüzlerce hadise dolayısıyla yüzlerce tecrübeye sahip kıymetli ve tam Nur Talebesi ağabeylerimizle bir hasbihal idi. Ne onlara bir nasihat ne de ahkâm kesmekti. “Neden sadece aksaçlılara nasihat edilmiş, gençlere nasihat yok” gibi bir takım itirazlar haklı olarak akla gelebileceğinden bu yazı “beni yaz” dedi. Biz de onu kırmadık.. O yazıdakilar nasihat değil hasbihal idi buradakiler de öyle tahayyül edilsin.

Ey genç kardeşim! Biz henüz 1-2 yaşlarında yerlerde emekleme provaları yaparken harıl harıl hizmet aşkı ile sağa sola koşuşturan gençler vardı... Her gün harıl harıl Risale-i Nur okuyanlar... O ders senin bu ders benim haftanın 7 gününe bilmem kaç ders sığdıranlar vardı. O okuma programı senin bu Külliyat bitirme programı benim diyerek 7/24 hizmet eden gençler vardı.

Kardeşim! Biz daha yeni yürüme provalarına çıkmış iki adım atıp yerlere kapaklanırken, Hizmet-i Kur’ânîye’ye dalâlet ordularından açılan savaşlar vardı. Ve o savaşlara karşı elinde elmas kılıcıyla tereddüt dahi etmeden karşılık koyan, dik duran ve düşmeyen-yerlere kapaklanmayan gençler vardı. Kimisini hapislere kimisini işkencelere atan zalimler vardı. Ve o hapishaneleri medreselere dönüştürenler vardı... Bak! İşte şu fotoğraftaki genç var ya, hani hapisten elinde külliyatıyla çıkan şu genç... İşte o genç şimdi şu köşede oturan ak saçlı, beli bükülmüş ihtiyarımızdır...

Bak! Şu fotoğrafa da bak... Dikkat ettin mi kar yağıyor. Dikkat ettin mi ateş yakıp kol kola girmişler... Dikkat ettin mi kalın kalın giyinmelerine rağmen titriyorlar ve birbirlerine sokulmuşlar... Dikkat ettin mi yine de yüzlerinde ümit var, tebessüm var... ama hüzün de var... Neden biliyor musun aziz kardeşim! Burası bizim gazetemizin önceki binası ve o gün baskına uğradığı gün... Ve bu gençler de o gazeteden kovulan, ama yine de sahip çıkan gençler... O gençlerin oradaki mücadelesinde, soğukla karla kışla, bîkemalle mücadelesinde senle ben tv de Tusubasa seyrediyorduk hatırladın mı.? Henüz daha 7-8 var mıydık? İşte çevir kafanı... O gençler işte bu, bu, bu, bu aksaçlı ihtiyarımız bugün...

Ey genç kardeşim! Mesele genç olmak veya ihtiyar olmak değil biliyorsun değil mi! Mesele dâvâna ne derece sahip çıkıp ne derece sadâkat içerisinde olman. Mesele “dâvâm” dediğin “Risale-i Nur’ları” ne derece okuduğun. Ne derece neşrettiğin. Ne derece anladığın ve tatbik ettiğin. Biliyorsun değil mi... Evet. Her ak saçlı son derece tecrübe sahibi olmak zorunda değil. İyi bir Nur Talebesi olmak zorunda da değil. Ama bu iki özelliğe sahip kaç ak saçlımızı elimizin tersi ile itiyoruz biliyor musun?  Ahh! Onlar şimdi genç olsalar ne hizmetlere koştururduk değil mi onlarla? “Şimdilerde genç bulmakta zorlanıyoruz” dediğini duyar gibiyim. “Şimdiki gençlerde az okuma veya okumama hastalığı var” dediğini duyar gibiyim. Haydi, git bu ihtiyar görünümlü, saçlarına aklar düşmüş gençlerin yanına... Sen onların taze bedeni, onlar senin tecrübelerin olsun. Unuttun mu bizler bir fabrikanın çarklarıyız ve aynı vücudun âzâlarıyız. Sen onların taze ve diri fikri, onlar senin törpün olsun. Sen onların gözbebeği onlar senin bel kemiğin olsun. Mesele “genç-ihtiyar” değil “dâvâ” olsun.

Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

17 Mayıs 2016 Salı

Aksaçlılar! Gençlerin size ihtiyacı var!


Hizmet-i Kur’âniye’de her yaştan Nur talebesine şedîd bir ihtiyaç var.
Ve bizim mesleğimizin esasında yaş ile alakalı bir derecelendirme yok. “Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer.” 1 

Genç heyecanlıdır, tez canlıdır. Bazen çok kararsızdır, bazen de aşırı alıngandır. Gün olur bir bakıştan dahi etkilenip size darılabilir. Sürekli bir motivasyon ihtiyacı içerisindedir. Çünkü gencin bedeni taze olduğu gibi, kalbindeki binlerle lâtife de tazedir. O lâtifeler de kendisi gibi hassas ve kırılgan olabilir. Elbetteki bu bahsettiğimiz tüm gençler için geçerli değil ama ekseri böyledir.

Düşünün! Nasıl bir devirde yaşıyoruz? Zaman ahirzaman! Bu vatan gençleri de dahil olmak üzere gençlik ömür sermayesini sorumsuzca ve  gelişi güzel harcıyor. Kimisi kendisini alkolün kucağına atmış, kimisi de nisa taifesinin şeytanın avaneleri kısmına kendini kaptırıp onların bıçaklı bacakları ile kalbini ruhunu yaralıyor. Çoğunun binlerce lâtifesi yara bere içinde. Kimisinin de kalbi çoktan ölmüş. İşte böyle Cenab-ı Hakk’ın yasaklarının bu derece câzibedar hale getirildiği bir zamanda bu câzibeye en çok maruz kalan da maalesef gençlerimizdir. Ve en çok da onları muhafaza ile ak saçlılarımız yükümlüdür. Yanlış anlaşılmasın bu yükümlü olma hali onların üzerinde otoriter bir baskı kurmak ile değildir. Aksine, müfritâne irtibat halinde, aziz Üstadımız gibi gayet müşfik hal ve hareket ile. Onların bir takım yanlışlarını hatalarını dişe dokunur değilse görmezden gelerek, mutlak ikaz edilmesi gerekli bir hadise ise mutlaka kavl-i leyyin ile. En ufak, sert bir tavrımla onu kırabilir, hizmet-i kuraniyeden uzaklaştırıp onu bu cazibedar ahirzaman cehennemi içerisine atabilirim endişesini taşıyarak. Daha cehennem gelmeden cehennemde yanmasına sebeb olabilir, hem bu dünyada hem ahirette cehennemi yaşatabilirim korkusu ile..

Ak saçlılarımız tecrübeleri ile zirve yapmıştır. Senelerin ve herbir tecrübenin yüzlerine attığı çizikler ile yaşlanmışlar, her yaşadığı ile belki de saçına bir ak düşüp böyle bembeyaz bir sarığı başlarına geçirmişlerdir. Bu tecrübeler, kavl-i leyyin ve müfritane irtibat ile birleştiğinde anlam kazanıyor. Aksi halde sert ifadeler zaten bir tecrübesizliğin delili değil midir. Unutulmamalı ki “Risale-i Nur’un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir.” 2 

Her olay karşısında önce bir empati ile meseleye yaklaşmak karşımızdaki genç için takınılacak en güzel bir tavırdır. Önce gencin yerine koymalı kendisini. “Böyle kavl-i leyyin ile dememin rağmına hâlâ düzeltmiyor kendisini” deyip kavl-i leyyin ve olgunluk çizgisini kaybetmemeli. Çünkü unutulmamalı ki, çoğu gencin iki kulağı da deliktir. Birinden giren söz ötekinden çıkıp gider. Ama geçip giderken içeriye temas da eder. Ede ede ruhuna da işler ve nihayet anlar hakikati. Mesele ona yanlışını göstermek değil hakikati ve doğruyu gösterip yanlışını onun anlamasına müsade etmektir. Diyorum ki bir çivi çakıyorsunuz o gence. Çivi elbetteki acıtacaktır. Genç elbetteki buna müsade etmek istemeyecek, direnecektir. Ama siz buna mecbursunuz ve ses çıkartmadan çakmak zorundasınız. Onun için çekice usul usul vurmalı. Haliyle usul usul ve hafif hafif vurunca ilk darbe ile çakılamıyor çivi. Belki onlarca, yüzlerce kez vuracaksın. Acıtmadan hafif hafif telkinatta bulunacaksın. Sakın! Sakın! Yanlış anlama! “Çivi Çakmak” deyince bir istibdat akla gelebilir. Teşbihte hata olmasın! Bu çivi senin istibdadın değil, nasihatındır!

Deme ki “Gençler bize kıymet vermiyor!” Hele ak saçlım sen bir yanaş şu gence, gir koluna. Halini anla, derdini anla... Adam, koluna bacağına sarılmış ve onu cehenneme doğru çekmeye çalışan yüzlerce cazibedar, ateşten, kalın, günah ipleri ile mücadele içerisinde. Kan ter içerisinde. Belki de anlamayan taraf sensindir ne dersin? Sen elini ver hele ona... Büyüklük eğer birisinde kalacaksa, elbette bu önce büyük olan sana yakışır. Sen hele yap bunları, sonra hâlâ “kıymet vermiyorlar” diyorsan tekrar konuşalım...

Dipnotlar: 1-Yirmi Birinci Lem’a  2-Yirmi Üçüncü Lem’a

Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

12 Kasım 2015 Perşembe

Gençlik Gecesi


“Bir zaman gençlik gecesinin uykusundan ihtiyarlık sabahıyla uyandığım vakit kendime baktım.” (Bediüzzaman, Yirmi Altıncı Lem’a)
Üstad Hazretleri Risale-i Nur’da gençliği bir geceye benzetiyor. Ve belâgatli bir anlatımla ihtiyarlığı da o gecenin sabahına…

Evet gerçekten de gençlik tıpkı bir gece gibidir. Nasıl ki geceleyin renkler belirgin değildir ve bütün renkler siyah ve grinin tonları gibidir. Kişilerin kim olduklarını da net olarak göremezsiniz ve sanki herkes birbirine benzer. Aynen öyle de gençlikte de doğrular - yanlışlar birbirine girmiş durumdadır. Çok doğru bulduğu şey yanlış, çok yanlış bulduğu da aslında hakikat olabilir bir gencin nazarında.

Gece, hakikatin üzerini örten siyah bir perde gibidir. İşte gençlik de kimilerine böyle siyah bir perde gibidir. Yani bir genç, meselelere gençlik hissiyatı ile baktığında hakikatleri göremeyebilir. Ve bu hissiyatlar tıpkı siyah bir perde misal örtüyor hakikatleri ve göstermiyor gençlere. Ne zaman ki sabah olup aydınlanıyor etraf, yani gençlik gidip ihtiyarlık merhaba diyor, işte o vakit görüyor hakikat tahayyül ettiklerinin hakikatte hakikat olmadıklarını.

İhtiyarlık sabahı olmadan bu gecede etrafımızı doğru görebilmemiz için elbette bir Nur lâzım bize. Bu asırda o Nur, Risale-i Nur’dur.

Gelin bu geceye yani Gençlik Gecesine bir de şu nazarla bakalım:

Nasıl ki Cenâb-ı Hakk’ın bizlere ihsan olarak verdiği mübarek geceler vardır. Meselâ Kadir Gecesi veya Berat Gecesi. Gençlik de böyle mübarek bir gece aslında. İstimal etmesini bilenlere binler sene saadetli ahiret hayatını kazandırabilecek mahiyette bir gece.

Bu mübarek Gençlik Gecesini Üstadımız şu sözlerle tarif ediyor:

“..gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü’minlerde olsa, ibadete ve hayrâta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû-i istimal etmeyenlere, kıymettar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir.” (Yirmi Altıncı Lem’a)

Gençlik değerlendirilmediği takdirde ise nasıl bir felakete dönüşüp insanı mahvediyor ve yutuyor onları da şöyle ifade ediyor:

“(Gençlikte) eğer istikamet, iffet, takvâ beraber olmazsa, çok tehlikeleri var; taşkınlıklarıyla saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbat eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker.” (Yirmi Altıncı Lem’a)

Nasıl ki mübarek geceleri mümkün olduğunca ibadetle geçirmek gerektir. Hatta mümkünse az uyuyup, belki de hiç uyumayıp o gece ibadet, duâ ve tefekkürle geçirilip ihya edilmelidir. İşte aynen öyle de bu gençlik gecesinde de hiç uyumayıp ibadet, dua ve tefekkürle geçirmek çok elzemdir. Zira bu gecede uyumak “gaflete dalmak” demektir. Ve gaflet uykularını getirten dalâlet bataklıklarından uzak durmak gerektir.

Ey genç kardeş! Elimizde Risale-i Nur gibi bir umman varken hangi bataklığa tenezzül edilir? Ve Korkma! Bu gecede önümüzü aydınlatan böyle bir Nur varken hangi zulümat karanlık kalabilir ve korkutabilir?

“Sizdeki gençlik kat’iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zayi olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak.” (Sözler)

Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

.

m