Uhud’da Resulullah’ın (asm) Ayneyn Tepesi’ne yerleştirdiği 50 okçuyu hepimiz biliriz.
Bir nevi ihtiyat akçesidir bu 50 kişi. Bir açıdan da görünürde umulmadık yerden gelecek, ama hakikatte muhtemel bir saldırıya engel olacak küçük, ama çok önemli bir grup. Gerçi Allah Resulu (asm) yerlerinden ayrılmasınlar, diye yerleştirmişti o 50 okçuyu. Ama onların çoğu görevlerini unutup tepeyi terk ettiler maalesef. Neticesinde Uhud Muharebesi kazanılacak bir merhaleden neredeyse kaybetme seviyesine gelmişti.
Uhud... 750 mü’minin katıldığı çetin savaş. Karşısında 3000’i aşkın müşrik. Okçular mü’minlerin sadece % 15 ‘i. Ama savaşın kazanılamayıp neredeyse kaybedilmesini netice veren bir güç kaybına sebeb olan % 15. Belki de emre tam itaat etselerdi, savaşı mü’minler kazanacaktı. Evet, kader hükmünü icra etti ve Uhud’da netice bu oldu. Elbette ki, kadere bakan yönleri ile o okçuların tepeyi terk etmesi ve Uhud’un kazanılmaması gerekiyordu. Ama bu hüküm, o okçuları sorumluluktan kurtarmıyor. Allah’ın affı müstesna...
Şimdi ahirzamandayız. O savaş biteli 1400 yıldan fazla geçti, ama küfür ile mânevî savaş hâlâ devam ediyor. Ve Resulullah (asm) o okçulara emrettiği gibi, her devirde de bir gruba okçuluk vazifesi veriyor ve emrediyor: “Siz tepeyi terk etmeyecek, arkadan gelecek muhtemel bir saldırıya göğüs gereceksiniz. Biz kazansak dahi siz yerinizden kımıldamayacaksınız! Sizin ganimetleriniz ahirette verilecek, burada değil!”
Tepeden ayrılmayıp kalan okçular azlığı temsil ediyor. Okçular sonradan isimlerinin bilinmeyeceğini, hubb-u cah için değil hubb-u Resulullah (asm) için cihadı temsil ediyor. Okçular sadâkati temsil ediyor. Okçular dünya malına beş para vermemeyi. Dünya dolusu ganimet uğruna bile emre itaatsizliği men etmeyi temsil ediyor. Okçular az oldukları halde gösterecekleri bir sadâkatsizlikle savaşın kaybedilebileceğini temsil ediyor. Az olmak güçsüz olmak değil, aksine bazen az olmak çok güçlü olmak demek olduğunu temsil ediyor. Okçular, bazen görünen şey muhteşem bir zafer gibi olsa da cephedeki mevziyi terk etmemek gerektiğini ve emre itaatte, sadâkatte asla en ufak bir fütur vermemek gerektiğini temsil ediyor. Evet, ordular kuvvetindedir okçular...
Dediğimiz gibi, ahirzamandayız ve hâlâ ehl-i küfürle cihad devam ediyor. Ve bu cihadı kazanılmış gibi düşünen bazı mü’minler var; ganimet derdine düşmüş bazı mü’minler. Bu savaşın da okçuları var elbette. Okçulardan tepeyi terk edenler de. Tıpkı diğerleri gibi, savaşın kazanıldığını düşünüp ganimet derdine düşen, aslında tepeyi değil sadâkati terk edenler de var.
Her asrın emirber okçuları olduğu gibi bu asrın okçuları da “Nur Talebeleridir” şüphesiz. Maalesef o okçulardan ganimet toplamaya gidenler de oldu, dediğimiz gibi. Kalanlarımız gidenlere nazaran az olsa da bu defa Allah’ın inayetiyle kalanların mânevî gücü daha fazla elhamdülillah. Nasıl ki, Uhud’da kazanmamak gerekiyordu kaderî anlamda ve buna sebep okçular oldu. İşte öyle de bu defa kazanmak gerekiyor. Çünkü o devirden bu devre yüksek bir seda ile bir sesleniş var “Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sadâ İslâmın sadâsı olacaktır!” diye. O dönemde giden okçular kaybetmeye vesile, bu dönemde de kalanlar kazanmaya vesile olacak inşaallah. İlk okçular gibi, bu okçuların da kalanlarının sayısı az maalesef. Ama duruşu ve ayrılmayışı ve sadâkatidir onlara bu savaşı kazandıracak olan. Diğerleri bilmese de, bu duruştaki en ufak bir gevşeklik kaybetmeye vesiledir. Birileri “ahmak bunlar” dese de onlar emre itaatle yükümlüdür. Onlara “dur” denilen noktada dimdik durmaya devam ediyorlar. Tavizsiz bir dik duruşun medar-ı iftiharıdır onlar. Okçular tepeden ayrılmayınca arkadan saldırılar da akim kalıyor görüldüğü üzere. O zalimlerin saldırılarına “tepe”den oklar yağmur gibi yağıyor.
Halk nazarında yöneticiler için “tepedekiler” lâfzı kullanılır malûm, ama Hak nazarında “tepe”dekiler onlar değil “ahirzaman kumandanları”dır. Ve bu defa karşımızda sonradan mü’min olup Allah’ın kılıcı olacak, ferasetli, insaflı ve hakkaniyetli bir “Halid (ra)” yok. Asla mü’min olmayacak ve hep Allah’a karşı kılıç çekecek, insafsız, merhametsiz, hakkaniyetsiz, hürriyet ve İslâmiyet karşıtı bir “Bîkemal” var!
Evet, bundandır ki, kimileri “Devlet Risaleleri basıyor ve muhafaza ediyor” diyerek zafer çığlıkları atıp, cihadı kazandık saikasıyla ganimet derdine düştüğü halde, tepeden ayrılmayarak manevî oklarını gönderip Nurları “muhafaza” perdesi altında “inhisar altına alanlara” karşı mücahede edenler var. Ve daha bahsedilecek onlarca sebebtendir ki, Yeni Asya safını bozmuyor, görevini terk etmiyor ve mânevî cihadına devam ediyor ve edecek! Sağlam, tavizsiz, sebatkâr ve sadâkat dolu bir duruşla!
Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder