Bu dünya meydanında biliyoruz ki, Hizmet-i Kur’âniye için gayret edenler ile o gayretleri neticesiz bırakmak için çaba gösterenler var.
Gayrette olanların en kuvvetlileri elbetteki Hakikî Nur Talebeleridir. Bozmak isteyenler de ehl-i küfrün ta kendisi. Bir de “essebebu kelfail” sırrınca, o ehl-i küfre kanan ve bilmeden onlara hizmet eden kandırılmaya müsaitler. Bazen öyle oluyor ki koskoca hizmetler, arka tarafı karanlık bir el olan şerirler tarafından engellenmeye çalışılıyor. Sonrasında, hizmet ehli koca koca adamların ye’s’ e düştüğüne üzülerek şahit olunuyor. “Bu karanlık el çok güçlü bir el. Bu el ile mücadele edilmez. Baksana bu el, kardeşi bile kardeşe düşman edebiliyor” gibi şeytan tarafından kulaklarına fısıldanan vesveselerle ye’s bataklığı onları adeta içine doğru çekiyor.
Fakat Risale-i Nur imdada gelip kulakları çınlatırcasına yüksek bir sesle haykırıyor ve çekiyor onları o yeis bataklığından:
“Şerli ve ademî ve tahripçi işlerde kuvvet ve iktidar lâzım değil. Az bir fiil ve cüz’î bir kuvvet, belki vazifesini yapmamakla bazan büyük ademler ve bozmaklar oluyor; o şerir fâiller muktedir zannedilirler. Halbuki, ademden başka hiç tesirleri ve cüz’i bir kesbden hariç bir kuvvetleri yoktur. Fakat o şerler ademden geldiklerinden, o şerirler hakiki fâildirler. Bi’l-istihkak, eğer zîşuur ise cezayı çekerler.” (Şuâlar/Meyve Risalesi)
Demek o şerir fâiller muktedir değiller. O kirli ellerle mücadele etmemek ve belki kendi vazifemiz olan Hizmet-i Kur’ânîye’yi yapmamak, aslında Üstad Hazretlerinin de ifadesiyle bir nev’î hizmetimizin, uhuvvetimizin ve muhabbetimizin bozulmasına onlar adına kuvvet vermek demektir. Demek yeis’e kapılmak o din düşmanlarının elini kuvvetlendiriyor. Bu önemli sebepten ve daha nice sebeplerden dolayı Üstad Hazretleri yeisi bu asrın en önemli manevî hastalıkları arasına almış. Tedavi çarelerine bakmak en birinci vazifelerimiz arasına girmeli. Çünkü hasta olan doktor başkalarını tedavi edemez.
Risale-i Nur’daki “Kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir, zulmü keser, adaleti temin eder” sözüne bir de bu nazarla bakıp, içindeki hakikati idrak ederek manevî yeis hastalığımızdan bu kuvvetli hakikat ile şifa bulacağımız kanaatindeyim.
Dâvâmız Kur’ân dâvâsıdır ve Kur’ân, şeksiz şüphesiz Haktır. O dâvânın içindekiler de Kur’ân’a sadık olmaya devam ettikleri sürece “en haklılardır”. “Kuvvet hakta” olduğundan ve Kur’ân dâvâsındakiler “en haklı” olduklarından kuvvet Kur’ân dâvâsı içindekilerdedir, gayrısında değil. Zulmün kesilip adâletin temin edilmesi, Kur’ân Talebelerinin bahusus Nur Talebelerinin ye’s’e düşmeyip hizmetlerine devam etmesiyle doğrudan alâkalı.
Son söz: Üstad Hazretleri yeis’in mü’mini İslâm dairesinden çıkartıp şeytanın ordusuna iltihak ettirecek kuvvette bir hastalık olduğundan bahsediyor.
Ve yeise düşmemek için şu âyete müracaat etmemizi tavsiye ediyor:
“De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” [Zümer Sûresi, 39:53]

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder