12 Mayıs 2016 Perşembe

İnsan Dünyaya Niçin Gelmiştir?


“İnsan bu dünyaya ilim ve duâ vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir”1
“Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış.”2

İnsan dünyaya geldiğinde hayat kanunlarına dair neredeyse hiçbir şeyi bilmemektedir. Yani hayat kanunlarına karşı cahildir. Öyleki ayağa kalkıp yürümeye başlaması dahi 1 yılını alır. 15-20 senede ancak fayda ile zararı etrafındakilerin de yardımı ile “kısmen” fark eder. Ve ömrü boyunca da öğrenmeye muhtaçtır. Çünkü hayat şartları sürekli değişken olduğu gibi kendisi de gayet aciz ve fakirdir. Yani gayet güçsüz ve sürekli ihtiyaç halindedir. Bundan dolayı insan, tekemmülat noktasında doyum noktasına ulaşamaz. Yani insandaki istidatlar hızlı değil yavaş inkişaf eder. Bu ise, insanın öğrenmeye karşı şedit ihtiyacının bir delilidir. Hayvanlarda ise durum farklıdır. Her bir hayvan kendisine lâzım olan istidat ile doğar. Çoğu hayvan doğar doğmaz yürür-koşar. 1-2 gün belki 1-2 ay içerisinde o istidatları inkişaf edip kolayca yaşar ve sürekli öğrenmeye de ihtiyaç duymaz.

Teşbihte hata olmasın, bir öğrenci okula başladığında öğretilecek müfredatın muhtevasını bilmeyerek gelir. Orada bir eğitimden geçerek yavaş yavaş öğrenir. Öğrendiklerinden de dönem dönem gerek yazılı, gerek sözlü imtihanlara tabi tutulur. Ama asıl maksat imtihan değil, müfredatın muhtevasının öğrenilmesidir. Aynı zamanda imtihan, bu terakkî ve tekemmülün olabilmesi için bir gerekliliktir, ama asıl maksat değildir. İmtihan olmalıdır ki çalışkan ve söz dinleyen bir öğrenci ile tembel ve haylaz çocuklar birbirinden ayırt edilsin. Çalışkan ve itaatkâr olanlar mükâfatını, tembel ve âsî olanlar ise cezalarını alabilsin. Bir de okulun çeşitli işlerinden sorumlu hademeler vardır. Onların ise ne müfredatı bilmek ne de o müfredattan imtihana tabi tutulmak gibi bir vazifeleri yoktur. Kendilerine verilen görevi yapsınlar yeter. Ayrıca talim ederek yeni şeyler öğrenmeye de ihtiyaç duymazlar. Kendisine gösterilen görevi bir kaç haftada veya bir kaç ayda öğrenir ve görevlerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirirler. Karşılığını da ay sonunda aldıkları ücret ile görürler. Bu ücret bekletilmeden hemen verilir. Okuldaki derslerden de sorumlu değillerdir. Netice olarak imtihan da olmazlar. Demek okuldaki hademeler okul için çalışırlar. Ama öğrenci okul için çalışmaz. Çalışması okuldan sonrası içindir. Bir öğrenci, öğrendikleri ile terakkî ederse ve anlatılan ve “öğren” denilenleri öğrenip talim ettiğinin ve bu hususta terakkî ettiğinin delili olan imtihanlardan başarılı olursa bir cihette terfî eder. Yani başarılı ise mükafat, değilse ceza görür. Kim diyebilir ki “Hayır bu öğrenciler bu okul için gelmişler ve burada birşey öğrenmiyorlar veya öğreniyorlarsa da onlardan imtihana tabi olunmuyorlar ve burada gösterilenlerden ve öğretilenlerden sorumlu değiller ve hesaba da çekilmeyecekler. Hem okuldaki hizmetliler ile öğrenciler aynıdır. Ömürleri boyunca burada kalacaklar ve mezun da olmayacaklar.”

Dünya, hem insanın tecrübelerle terakkî ve tekemmül ettiği bir yer. Hem ona öğretilenlerden, öğrenmesi gerekenlerden ve sorumlu tutulduklarından imtihana tabi olunduğu bir meydan. Hem insanın Allah’ı tanıyabilmesi ve bu tanıma neticesinde Cennette O’nun zâtı ile müşerref olduğunda kemâlini, cemâlini ve binlerce sıfat, isim ve şuunat-ı İlâhiyesini daha iyi idrak edebilmesi ve anlayabilmesi ve Cennetteki nimetlerde perdesiz olarak görecekleri Esma-ül Hüsnayı tanıyıp orada onlardan daha fazla lezzet almaları için Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine bir ayna. Hem de insanlardan azgın olanların cehennem çukurlarına atılmalarındaki itirazatını engelleyip itaatkâr olanların kalplerini mutmain etmek için kudret ve kader kalemine bir sayfadır. Yani insanın dünyaya gönderilmesindeki “asıl maksat” imtihan değil tekemmülattır. İmtihan ise bu terakkî ve tekemmülün olabilmesi için bir gerekliliktir, asıl maksat değil.

Dipnotlar: 
1- 23. Söz /4.Nokta.
2- 29. Söz/Remizli bir nükte.

Yeni Asya - Akif Arslan (tıkla)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

.

m